Modern Çağ Koleji

Geçti borun pazarı

Kerem Eymür, GundemBesiktas.com okurları için yazdı.

07.10.2020
A+
A-

Başta kavak yelleri estiği günler hani?
Umduğumuz neşeler, şerefler, ünler hani?
Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani?

Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye,
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye!

Bu yazıma Rahmetli şair Namdar Rahmi Karatay’ın dilimize pelesenk olan “Geçti Bor’un Pazarı Sür Eşeği Niğde’ye” adlı ünlü şiirinin birkaç kıtasından alıntı yaparak başlamak istedim.
Şuan Beşiktaş’ın içinde bulunduğu durumu bence çok iyi açıklıyor.

Benim yazılarımı takip eden okuyucularım geçen sezonun sonundan itibaren buradan yönetimi defalarca uyardığımı çok iyi bilir. Bu uyarılarımın dikkate alınmayacağını bildiğim halde, yine de bıkmadan usanmadan yazdım. Ancak değerli yönetimimiz ve dernek başkanımız Sn.Çebi, bırakın uyarıları dikkate almayı, öyle hatalar yaptılar ki, ben dahil herkesin hayal gücünü zorladılar. Bu hatalar, Futbol da Kulüp Yönetimi bölümlerinde “Bir kulübün acemice yönetimi” başlığı altında bir ders konusu yapılabilir. Aslında bardağın dolu tarafından bakarsak, bu acemice yapılan yanlışlar, ileride Kulüp yönetmeye hevesli genç arkadaşlar için bir başucu kitabı bile olabilir.

Bu kadar yazım içerisinde beni tek yanıltan, “Sergen’i Anlamak “ adlı ilk yazım oldu. Orada Sergen ile yaşadığımız anekdotları yazmış, Sergen’in hayatında yalan olmadığını, doğru bildiğini ve aklından geçenleri tüm açıklığı ile anlattığını yazmıştım. Tabi aradan tam 16 yıl geçti. Bu süre zarfında birkaç kez karşılaşsak da, kendisi ile her hangi bir teşvik-i mesaimiz olmadı. Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur deriz. Genelde de doğrudur. İnsanın Huyu çıkacağına, canı çıksın misali, insanın huyu kolay kolay değişmiyor. O yazımda bütün bunlara dayanarak, Yönetimi ve Dernek Başkanımızı uyarmış, Sergen’in kimseye benzemediğini, bu yüzden Sergen’e yapamayacakları şeylerin sözünü vermemeleri gerektiğini, aksi taktirde Sergen’in basın önünde bu sözler verilip, yapılmadı şeklinde her şeyi anlatıp, yönetimi deşifre edebileceğini söylemiştim. Aslında, Sergen’in Beşiktaş’ın başına gelmesini isteyen ben dahil çoğu taraftar, Sergen’i sadece teknik ve taktik bilgisinden dolayı Beşiktaş’ta istemedi. Beşiktaş’ta geçmiş yönetimden beri süre gelen ve taraftarı rahatsız eden, bir sürü çarpık düzeni ve ne olduğu tam anlaşılamayan olayları görüp, her zaman ki dürüst ve yalansız tavrı ile bunları dillendireceğini bildiğinden istedi. Çünkü Sergen Yalçın, tabir yerindeyse Beşiktaş’ın çocuğuydu. Beşiktaş’ın çocukları, bu kulübe sadece para kazanmak için gelmiş ve bu nedenle suya sabuna karışmayan, yönetim yalakası hocalardan farklıdır. Onlar için önemli olan para ya da şöhret değildir. Önemli olan Beşiktaş ‘tır. İşte bu yüzden tribünler Sergen diye bağırdı.

Ancak, geçen sezon bitip, transfer penceresi açıldığında, bambaşka bir Sergen çıktı karşımıza. Dut yemiş bülbül gibi olmuş, yapılan transferler ile ilgili tek bir kelime konuşmayan, parasını alamayıp giden takımın omurgasının en önemli oyuncuları hakkında yönetim ağzıyla konuşan bir Sergen gördük. Bunu hissettiğimden, Sergen’i uyarma gereği duymuş, bu yönetim için Sergen’in tek dayanak olduğunu, yönetimin Beşiktaş’ın tüm sorumluluğunu Sergen’in üzerine yıkarak, muhtemel bir başarısızlıkta Sergen’i taraftar ve basın ile baş başa bırakacağını ve dolayısıyla tüm başarısızlık ihalesinin Sergen’in üstüne yıkılacağını pek çok kereler yazmıştım.

Sergen gibi camiayı çok iyi tanıyan, pek çok yönetimle çalışmış zeki bir adamın, mevcut yönetimin futboldan ve Beşiktaş’tan bir haber olduğunu anlamaması ve bu nedenle sessiz kalması izah edilemez.

Üstelik bu yönetimin futbolu ve futbolda para kazanma olgusunu bilmediğini anlamak için futbol dehası olmaya falan da gerek yoktu. Takımın omurgasından o kadar çok oyuncu gitti ki, takımda adeta adam kalmadı. Bu parasızlıkta Beşiktaş’ın en büyük gelir kaynaklarından biri olan ve geçtiğimiz sezon ayağına kadar gelmiş Şampiyonlar Ligi fırsatını ne yazık ki göremediler. Paok maçı geldiğinde, neredeyse takımı kuracak on bir olmadığından, koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi misali, ucuza kapattıkları, Wellington ve N’Sakala gibi oyuncuları Sergen’e dayattılar. Hayatı boyunca her şeyi tüm açıklığı ile söylemekten çekinmeyen Sergen’in, yönetimin kendi başına yaptığı bu transferler sonrası susması çok ilginçti. Her halde Sergen, Paok takımını her türlü şartlarda yeneriz, sonra transferlere bakarız diye düşündü. Zira Sergen’i tanımasam bu oyuncuları onun istediğine inanırdım. Ancak benim tanıdığım Sergen’in bu kadar kalitesiz oyuncuyu takımın omurgasına yerleştirmeyeceğini de çok iyi bilirim. Yönetim parayı bahane ederek, Sergen’in umduğunu değil, bulduğunu yemesini sağladı. Demek ki, insanlar değişebiliyormuş, Sergen bu durumlarda sessiz kalmayı tercih ederek, yedisinde neyse yetmişinde de odur lafının her zaman doğru olmadığını gösterdi.

Belki Sergen bunları baştan dile getirseydi, “Benim istediğim oyuncular alınamıyor, çünkü Beşiktaş’ın daha önce ödemediği oyuncu maaşlarından dolayı, kaliteli ve iyi bir kariyeri olan her oyuncu teminat istiyor. Ancak yönetimimiz ve dernek başkanımız buna yanaşmadığından, kalitesiz ve kariyersiz oyunculara yönelip, Beşiktaş’a transfer ediyorlar. Bu şartlarda taraftar başarı falan beklemesin, bu kalite yoksunu oyuncular ile alacağımız her puan bile değerli olacaktır.” diyerek, basının önünde taraftarı bilgilendirseydi, işte o zaman bildiğimiz Sergen’e yakışan bir davranış olurdu. Muhtemelen yönetimle arası açılır ve kulüpte kriz yaşanırdı. Belki Sergen’in istifa etmesi bile gerekirdi. Ama en azından her şey başından konuşulup, hesaplaşılır ve belki de bundan sonra yaşanılması muhtemel daha büyük krizlerin önüne geçilebilirdi. Böylece Sn.Çebi , camiadan gelebilecek muhtemel baskılar karşısında, teminat gösterip, en azından Sergen’in istediği 2 yada 3 kaliteli ve kariyerli oyuncuyu takıma getirebilirdi. Ancak Sergen, aynı bir yönetici gibi davranıp, tüm bunları kabullendi. Sergen’in mevcut yönetime, ya da isimlere minnet borcu yok, Sergen’in kendisini var eden Beşiktaş’a ve Beşiktaş taraftarına minnet borcu var. Sergen önce bunu çok iyi bilmeli ve ona göre davranmalıydı.

Hal böyle olunca da, sudan çıkmış balık gibi çırpınıp, hata üstüne hata yapan bir Sergen seyrediyoruz. Çünkü bir an önce takımın ilk on birini belirlemek istiyor. Ancak her kaybedilen maçtan sonra panik bir şekilde oyuncu alındığından, bu pek mümkün olamıyor. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa ligi macerası yalan olmuş, süper lig de daha dört haftada darmadağın olmuş bir takımı bir an önce düzeltmek adına her hafta değiştiriyor. En çok İhtiyacı olan sağ bek pozisyonuna aylar sonra transfer yapıldığından, takımdaki taşları bir türlü yerine oturtamıyor. Bir şeyler yapıp, hemen maç kazanmak istiyor. Oyuncuların kalitesizliğine ve umursamaz tavırlarına sinirlenerek, ertesi hafta antrenmanlarda bile yan yana oynamamış oyuncuları büyük bir panik içerisinde, ya tutarsa mantığıyla takıma koyuyor. Ayrıca iş bilmez yönetimin, takımdan kendi istekleri ile ayrılmayan maliyetli oyuncuları kadro dışı bırakıp, gitmeye zorlamasına, bu oyuncuları kazanmak yerine, kadro dışı bırakarak alet oluyor. Bu hem Sergen’e hem de Beşiktaş’ a zarar veriyor.

Geçen hafta yöneticilerden biri “Bu transferler hocamız Sergen’in bilgisi dahilinde yapılıyor. Tüm bu transferler hocamızın isteği ile gerçekleşti” şeklinde bir açıklama yaparak, Sergen’i taraftar ve basının önüne attı.

Sergen bu açıklamadan sonra çark ederek, G.Birliği maçından sonra nihayet konuştu. “Sorumluluk benim üzerime bırakılıyor, benim istediğim oyuncularda vardı” diyerek yumuşak bir geçiş yaptı. Aslında demek istediğini hepimiz anladık. “Benim istediğim hiçbir transferi yapamadılar. Transfer yapmak için yapılan bu transferler bana dayatıldı. “ demenin nazikçe, ne şiş yansın, ne de kebap şeklinde ki açıklamasıydı.

Sergen kardeşim; Transfer sezonu ben bu yazımı yazarken nihayete erdi. Maalesef elinde kalitesiz ve maç bitse de eve gitsek diyen bir takımın var. Her şeyi bildiğini zannedecek kadar bilgisiz, plansız, parasız, programsız ve Beşiktaş için büyük bir talihsizlik olan bu yönetimin maalesef oyununa geldin. Sen başından camiayı uyarmayı değil, sessiz kalmayı tercih ettin. Böylece umduğunu değil, sana dayatılanlarla idare etmeyi seçtin. İnsanların basiretleri bağlanabilir ve bunlar her insanda yaşanabilir. Zannedersem senin de basiretin bağlandı. Bir Beşiktaşlı kardeşin ve geçmişte bir dönem beraber çalıştığın bir arkadaşın olarak, sana bu saatten sonra kolay gelsin demekten başka bir seçenek göremiyor, Şair Namdar Rahmi Karatay’ın bu ünlü şiirine ufak bir kıtada ben eklemek istiyorum.

Sevgili Sergen bu saatten sonra artık ne söylesen nafile,

Geçti Bor’un Pazarı Sür Eşeği Niğde’ye..

Kerem EYMÜR

#BırakmamSeni
ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.